1 Haziran 2014 Pazar

Pötibör

Bundan 2 yıl önce bana; okuduğun okulu o kadar seveceksin ki; ondan 3,5 ay ayrı kalacağını düşündükçe çok üzüleceksin, bir önceki yaz ne kadar özlediğini düşünüp duracaksın; sonra okula 2 haftalığına da olsa dönmek için bi bahane bulup, tanıtım ekibine başvurup, bu çok sevdiğin okulu insanlara tanıtmak isteyeceksin; hatta 2 haftalığına da olsa yanlarından ayrılmanı istemeyen aileni okula dönmek için zar zor ikna edeceksin, ekibe hiç beklemediğin kadar hızlı kabul edilince tahmin edemeyeceğin kadar sevinecek, şimdiden okulu görmeye gelenlere neler anlatacağını, onların neler soracağını düşünüp heyecanlanacaksın deseler; herhalde inanmazdım. Hani ilkokul ve ortaokulla bi problemim yoktu; zaten o yaşta bi insanın ne problemi olacak da; okuduğum liseden o kadar nefret ediyordum ki; üniversiteye başladığımda lise yıllarını, orada sevdiği hocaları, kocaman arkadaş gruplarını falan anlatan insanları asla anlayamadım ben. Liseden yanıma 2 tane çook sevdiğim insan kâr kaldı; onun dışında tanıyıp sevdiğim, hala az da olsa görüştüğüm başka insanlar da oldu elbette ama hiçbir zaman "mezun olduğu liseyi çok özleyen insan" olmadım ben. Biraz da içindeyken değil de, uzakta olunca yaşadığım tüm kötü şeyleri düşünüp düşünüp iyice soğuttum kendimi, bilmiyorum. Belki de bu yüzden bu kadar çok sevdim Sabancı'yı, içindeki her bir detayı ve hatta yolunda gitmeyen her şeyi de "olsun, olur o kadarlık, yine de mükemmel benim okulum" diyecek kadar abartılı bir sevgiyle. Şu final döneminde hayattan ve her şeyden soğumuş ve bıkmış, tatile inanılmaz ihtiyacım varken, 3,5 ay Çeşme'de denizli, havuzlu, bol bol yayılmalı, aileli, arkadaşlı, kitap okumalı, dizi izlemeli güpgüzel tatilimi bölüp; 2 hafta okula dönüp güneşin altında , 40 derece sıcakta insanlara bir şeyler anlatmaya karar verdiysem; artık ne kadar sevdiğimi daha fazla anlatmama gerek yok sanırım. Sözün özü; 1 hafta sonra İzmir'e dönüyorum, sonra 1 ay sonra temmuzun ilk iki haftasında tekrar okula dönüyorum, hatta ilk kez doğum günümü ailemden ayrı geçireceğim; onu da yaz okulunda ya da İstanbul'da olacak arkadaşlarıma duyurayım :P

Bu hafta:
- Pijamalarımın altına topuklu ayakkabı giyip, lahmacun almaya gittim
- Bir anda aşırı sağanak yağmur, yıldırım, şimşek ne varsa bastırınca; Sabancı'nın İzmir'li olmayan nüfusu bunu kıyamet alameti adlederken, geri kalan İzmir nüfusuna dahil olarak, bunun kendini Okyanusal iklimde sanan şizofrenik İzmir için ortalama bir kış akşamı olduğunu düşünüp, evimde hissettim.
- Ders çalışırken her akşam çaya ya da kahveye pötibör banıp banıp yiyip; Öss günlerimi hatırladım. Pötibör'ün aşırı güzel bi kelime olduğuna karar verdim. (Hellö Çağın)
Öyle bir hafta düşünün ki, hayatımdaki en önemli şey: PÖTİBÖR
- 2 blog önce bahsettiğim deneme yarışmasının ödül töreni yapıldı. Yazma Becerilerinin başındaki kadın "istediğiniz bir arkadaşınız, ya da hocanız ödülünüzü takdim edebilir" dediğinde, içeri girer girmez bana sarılıp "seninle gurur duyuyorum" diyen Banu hocaya baktım, böylece ödülü de onun elinden aldım. Banu hoca hazırlıktaki ve 1. dönemdeki TLL hocamdı, bu dönem ne yaptıysam hiçbir section'ına giremedim ve yoğunluktan yanına uğramayı da ihmal ettim. Törende yazdığı şiirlerden bahsederken "bir ara ben de okuyabilir miyim" demiştim; unutmamış ertesi gün hepsini toplayıp mail atmış, "Sevgiler ve umarım keyifli okumalar... Öylesine toplamıştım bir ara yazdıklarımı... Seç seç oku istersen... Sonra bir ara kahvelerimizi de elimize alıp sohbete dalarız kim bilir :)))" diye de not düşmüş. 1 haftadır hem okumaya doyamayıp, hem bitirmeye kıyamadan onun şiirlerini okuyorum. Bu okulun bana kattığı en değerli ve unutulmaz insanlardan birinin Banu hoca olduğunu tekrar tekrar anladım. (bir diğeri de Nezaket hoca kesinlikle).
- Yine Ekşi'de ruh ikizimi buldum
- Ekşi'de gay ve lezbiyenleri, çocuk katilleriyle bir tutan biriyle baya ciddi bi tartışma yaşadım
- Burcu geldi okula geçen hafta sonu için, yine hala okulda olsa ne kadar güzel, ne kadar eğlenceli olacağını düşünüp üzüldüm.
- Facebook, Twitter, Ekşi Sözlük, Instagram, Blogspot, Snapchat vs. gibi kullanmadığım uygulama kalmamışken "zannedersem tek eksiğim..." diyerek Foursquare açtım. Final haftası olduğu için, bütün check-in'leri okulda, çoğunlukla IC'de yaptım.
- Ertesi gün bi de Spotify açtım. (Hellö Mete)
- Gecenin bi yarısı "Harry Potter maratonu var" dediler gittim
- Aynı gecenin daha sabaha karşı olan saatlerinde gıda zehirlenmesi nedeniyle med-line'a gittim
- 2 gün arayla katıldığım 2 farklı sürpriz doğum günü partisinde, doğum günü kızlarına yaşattığımız şaşkınlıkla mutlu olup, kendi yaz ortasına denk gelen doğum günüme lanet ettim. (Hiç sürpriz doğum günü partim olmadı benim, hep tatilin ortasına gelince "kimler İzmir'de, napıyoruz" muhabbetlerine hep dahil olmak zorunda kaldım. E yukarda da mesajı verdim, hadi artık )
- Mina'yla "ağlatmalı film izleyelim" dediğimiz bir akşam; filimadami'ndan "ağlama melis" kategorisinden film seçerken, filmlerin zaten çoğunu izlediğimi fark ettim. Sorsanız, dram değil komedi seviyorum derdim.
- Ağır dram filmi sevmeminin nedeninin; normal zamanda üzüntüden ölcek durumda olsam da çok zor ağlamam olduğuna karar verdim. (kendime not; bunu bi ara ayrıca anlatayım).
- Cadde'de 7-8 yaşlarındaki kızları "saçımı sarıya boyatcam" diye tutturunca "seni eve almam!" diyen bir baba ve "salak mısın Sude yaa" diyen bir anneden oluşan bir aileyle, 60 saniye yaya geçidinde ışık bekledim
- Atakan, kaç gündür beni ve aynı soruyu ilettiğim herkesi kitleyen bi soru sordu. "Çok aşık olduğumda bi daha sor" dedim.
- Öğrencilik hayatımın 15. yılının sonuna doğru; ders çalışmayı bilmediğimi fark ettim ve kendime ağır dikkat eksikliği ve hiperaktivite teşhisi koydum.
- Yarın son finalime girdikten sonra, annemler İstanbul'a gelene kadar 5 gün bomboşum. Finali benle aynı anda biten arkadaşlarım eve döneceği; bitmeyenler de ders çalışıyo olacağı için aslında bi boka yaramadığını fark ettim.
- Mina'yla kendime hazırladığım 1 tencere makarnayı süzerken lavaboya döktüm.
- "Ben az önce kustum" diyene kadar yanımdaki 4 arkadaşımın ruhu duymadan 3 kez kustum
- Yine bir şarkıya, gece gündüz dinleyip, sıkılıp bıkmaktan korkarak aşırı bağlandım.
- Mina'yla, Türkçe Pop'un dibine vurduğumuz bir gece yapıp tam 2 saat şarkı söyledim. (Snapchat'imde ekli olanlar; evet o gece o gece)
- Cüzdanımın fermuarı bozuldu. İçini boşaltırken anlamsızca biriktirdiğim fişleri tek tek inceledim. Fişlerin ne kadar güzel anı olabileceğini fark ettim.
- 2 haftadan fazladır, (ki önemli bir 2 haftaydı) günlük yazmayı ihmal ettim.
- O yüzden burayı biraz günlük yerine koydum.



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder