2 Ocak 2018 Salı

Bugün;

Bugün, annemin yılbaşı hediyesi olarak aldığı lakin büyük geldiği için değiştirmeye gittiğimiz kazağı, ne zamandır istediğim paslanmaz çelik çırpma/saklama kabı ile değiştirdim. 5 aylık evliyim, lakin kendimi hiç bugünkü kadar evli hissetmemiştim. İçinde çırpacağım kekleri, servis edeceğim salataları düşünüp heyecanlandığıma göre; benim de içimde domestik bir taraf varmış; bunu beyim çok güzel yemekler ve tatlılar yaptığı için ve onun elinden yedikleri ilk şey hünkar beğendi ve elmalı turta olduğu için beni mutfakla alakasız zanneden arkadaşlarıma duyurmak istiyorum, biz de boş değiliz heheey!!

Bugün; evin en küçüğü olmasına ve fazlaca sevgiyle büyüyen bir çocuk olmasına rağmen annemin "daha da fazla ilgi ve sevgi için" küçükken hep "kaçırıldığını günlerce insanların onu aradığını", veya "ameliyat olduğunu ve herkesin onu ziyarete geldiğini hayal ettiğini" öğrendim - değil aslında da tekrar dinledim. Ve küçükken hasta olduğumda doktor olan babam ilaç getirdiğinde tatmin olmayıp "siz beni sevmiyorsunuz, sevseydiniz Ethem amcama (babamın, çocuk doktoru arkadaşı) götürürdünüz!" dedirten genlerimi nereden aldığımı teyit ettim. Daha da ilginci, hâla Eren'e "beni sevseymiştin film izlermiştik", "sen zaten beni sevmiyosun, sevseydin sıcak çikolata yapardın" diye şımarmam, ve işe yaraması.

Bugün; Spotify üzerinden 2017 yılında en çok Mfö, sonra Beatles sonra Sertab Erener sonra da Simon&Garfunkel sonra da Vega dinlediğimi öğrendim. Bu liste beni epey tatmin etti de konu bu değil. Konu en çok dinlediğim şarkılar listesinin kafa karışıklığı. Star Wars veya Portal soundtrack'i dinleyen nerd müyüm, Tarkan ve Hadise dinleyen popçu mu, Beethoven, Camel, Janis Joplin falan dinleyen cool kız mıyım, Cradle of Filth dinleyecek metalci miyim, Bana Öyle Bakma dinleyip tribe girecek ergen mi?


Ne edebiyatta, ne müzikte, ne sinemada "Cansu bunları okur, bunları takip eder" denen insan olmadığım için; hatta genel olarak "Cansu böyle biridir" diye şöyle birkaç cümlede özetlenebilir tipik özelliklerim olmadığı için sevinsem mi, üzülsem mi bilmiyorum. Kimse bana kolay kolay "Cansu'ya hediye olarak şunu alayım" diye özel bir ilgi alanımı tutturamaz, en büyük sıkıntısı o. Ben bile "sosyal medya bağımlısı özel üniversite mezunu Cansu" muyum yoksa "toplumsal cinsiyet, siyaset, etik, adalet, ahlak gibi konulara aşırı derecede takık sosyal konulara meraklı Cansu" muyum yoksa "işi gücü lab'da çalışıp paperlar arasında çürümek olan, bazen hobi olarak bile biyoloji kitabı okuyan inek Cansu" muyum; herkesle bıdıbıdı konuşcak bir şeyler bulan sosyal böcek miyim, bazı buluşmaları ignore etmek için bahane uydurup evde pinekleyen asosyal mi; hırslı bir insan mıyım yoksa comfort zone'undan pek de çıkmayı sevmeyen alışkanlık insanı mı karar veremiyorum. Bunlar da özeleştiri mi oldu övündüm mü onu bile bilmiyorum, zira ben her bir ayrı ucumdan memnun olsam da, bir kısmının çok da matah şeyler olmadığını da anlıyorum. Durum tespiti diyebiliriz sanırım basitçe. Bu blog'u okuyan arkadaşlarım beni 3 kelimeyle özetleyebilir mi acaba yorumla veya mesajla, en çok çıkanları derleyip bi sonraki blog'da yazayım, belki ben de kendimi tanırım bu vesileyle heheh. 

Bugün, canım Eylül mezun oldu! Bu, benim hayatım için de önemli bir dönüm noktası, zira son yakın arkadaşımın (Elif, seni saymıyorum kuzum malum sebeplerle sdf) da mezun oluşuyla, Sabancı ile bağlarımdan biri daha kopmuş oldu. Elbette Sabancı, hayatımın sonuna kadar hayat akışımda en önemli dönüm noktalarımın merkezi, "beni ben yapan yuvam" olmaya devam edecek; ama sevdiklerim oradan ayrıldıkça o Sabancı benim Sabancı'm olmaktan da bir o kadar uzaklaşacak. 49 dakikalık telefon konuşmamız süresinde Eylül son gününü, son sınavını, hislerini, önümüzdeki günlerin planlarını anlattıkça kaç kez tüylerim diken diken oldu, kaç flashback yaşadım bilmiyorum. Haziran ayında ben de son sınavım için son IC'de ders çalışmamdan odama dönerken Eylül ile karşılaşmıştık ve yine gözlerimiz dolu dolu olmuştu. O günden bugüne arada mezuniyet, evlilik, yeni bir ülkeye taşınıp yeni bir okula başlama, hatta bir döneminin 2/3'ünü bitirme gibi aşamalardan geçsem de, daha dün yaşamışım gibi halen hüznünü yaşıyorum. Dahası; her bir karışında ayrı bir anım olan kampüse ilk adım attığım günün heyecanını bile dün değil de bir önceki gün yaşamışım gibi hissediyorum. Eylül'le yaptığımız uzun konuşmanın ardından annem ve annemin bff'inin yanına döndüğümde, hüznümü onlarla da paylaştım. Onlar üniversite hayatlarını "gündüzlü" yaşadıkları için, kampüs hayatının neden müthiş bir şey olduğunu onlara açıklarken, bir kez daha duygulandım. Eğer şu an yaşadığım şehri böyle aşırı derecede seviyor olmasaydım, bir tık bile daha az tatmin olsaydım yeni meskenimden; Sabancı özlemi ne sert vururdu şimdi...

1 yorum:

  1. Sebepsiz gözlerim doldu, hüzünden mi huzurdan mı bilmiyorum. Başvuru süreci gerginliği mi, senin gibi kendimi bir yere koyamayışım mı... Kimsenin "çat" diye en istediğim hediyeyi bulamayışı mı... İyi ki geri döndün yazmaya. Çokça öpücükler!

    YanıtlaSil